Sitemize Hosgeldiniz Lutfen Kayit Olunuz

BlueMirroW.CoM - Bilgi ve Paylaşım Forumu  

Geri git   BlueMirroW.CoM - Bilgi ve Paylaşım Forumu > Felsefe & Düşünce & Bilim & Teknoloji > Felsefe Akimlari & Tarihi & Filozoflar


Cevapla
 
Seçenekler Arama Stil
Alt 11-24-2008, 03:59 PM   #1
Phoenix
Süper Moderatör
 
Phoenix - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Üyelik tarihi: Feb 2008
Mesajlar: 2.474
Thanks: 0
Thanked 3 Times in 3 Posts
Phoenix has a reputation beyond reputePhoenix has a reputation beyond reputePhoenix has a reputation beyond reputePhoenix has a reputation beyond reputePhoenix has a reputation beyond reputePhoenix has a reputation beyond reputePhoenix has a reputation beyond reputePhoenix has a reputation beyond reputePhoenix has a reputation beyond reputePhoenix has a reputation beyond reputePhoenix has a reputation beyond repute
Post HEGEL'lN ÖZGÜRLÜĞÜ Oruç Aruoba

HEGEL'lN ÖZGÜRLÜĞÜ
Oruç Aruoba
... sanki görev geçmişin kapı bekçiliğini yapmak —ki, dışarı ancak geçip-gitmişler çıkabilsin, olup-bitecekler adım atamasın!
Friedrich Nietzsche
Tarihin Yaşam için Yararları ve Sakıncaları Üzerine
Felsefe tarihine, 'eleştiri' duygusunu bilinçli dizginleyerek bakmaya, felsefe*nin geçmişini her yönüyle, her yanıyla evetlemeye, hiçbirşeyi dışarıda bırakmamaya çalışma, 'müteşekkir' olmaya çalışma, bir yer geliyor, çıkmaza sokuyor kişiyi: Yüzyıllar boyu gıdım gıdım gerçekleştirilmişleri yıkan, adım adım açılmış yolları tıkayan, bu yollardan gidilerek ulaşılabileceklerin önünü kapayan bir filozofla karşılaşınca...
Felsefe yol açmaksa, yol tıkayan, hem de açılmış, önemli, değerli yolları tıkamaya çalışan bir filozofa ne demeli? Başlangıçtaki sayıltımızdan, felsefede ilerlemenin olduğunu düşünmekten mi vazgeçmeli? Felsefenin yerinde saydığı, yalnızca bir "dünya görüşleri" çatışması olduğu yollu yaygın anlayışa boyun mu eğmeli? Yoksa, bir ayıklamaya girişip; böyle bir filozofu, "geriye bir adımdır" diye, düşündüğümüz gelişme yolunun dışına almaya; "böyle fi*lozof olmaz, öyleyse bu filozof, filozof değildir" diye kestirip atmaya mı yönelmeli?

İki yol da çıkar yol değil.
Felsefeyi ilerlemesiz, gelişmesiz görmek demek, onu felsefe tarihine indirge*mek; bilgilerin en önemlisini sağlaması beklenen bir bilgi dalını, antikacı bir filoloji uğraşısına dönüştürmek demektir. Felsefeyi, çağı, kendi çağı üzerine kendisi birşey söyleyemeyen, "konu"larının yüzyıldan eski olmasına özen gösteren bir geçmiş didiklemesi haline sokmak demektir. Kendi çağında/ kendi çağına/kendi çağı için birşey söyleyemeyen felsefe neye yarar ki?
Öte yandan, kendi felsefe anlayışımızdan, tanımımızdan yola çıkıp, buna uyanlara "filozoftur" demek, uymayanları felsefenin dışına atmak da, aynı oyu*na (ama ters taraftan) gelmektir: 'Müteşekkir’ bir felsefe anlayışının karşı çıkması gereken "akım", "okul", "-izm" anlayışlarının zaten yaptığıdır bu; bunu yapmak da felsefenin geçmişini bölmek, etkisiz kılmaktır.
Birinci yol aynılaştırıcı, ikincisi ise ayrılaşlırıcıdır. Biz, öyleyse, her ikisin*den de kaçınmak istediğimize göre, tutacağımız yol hem aynıları ayrılaşlırıcı hem de ayrıları aynılaştırıcı bir yol olmalı.
2.
Bir filozofu temelinden kavramak, onun sorununu bilmeyi gerektirir: Yani, bir yandan ona ilk felsefe yapma gereksinmesini duyuran dert; öle yandan da bütün yaptığı felsefe boyunca getirdiklerinin düzelticisi olarak görülebilecekleri bozukluk anlamında sorunu.
Bu gözle bakıldığında, bu anlamda "sorun", filozofun bütün yapıtı kadar be*lirli; dahası, filozofun o kişi olması kadar biriciktir —böyle olmakla da değişmezdir, kendine-özgüdür.
Öyleyse, filozofu anlamak demek, sorununu kavramak demektir; görüşünü anlamak demek, bu görüşün neyin çözümü olduğunu kavramak demektir.
3.
Hegel'in sorunu nedir?
Bu soruya, kestirme, tek sözcükle verilebilecek bir yanıt var: "özgürlük".
Şimdi bunu açımlamaya; Hegel'e, özgürlüğün, niçin ve nasıl sorun olduğunu anlatmaya çalışalım:-
Hegel'in dünyası, özgürlüğü bir sorun durumuna sokan bir dünyadır. Belirlenmiş bir dünyadır bu; başından, nelerin olup-biteceği, nasıl, hangi sırayla olup-biteceği, sonuna dek belirlenmiş, "konmuş"tur. Herşey, "dünya tarihi", bir sona doğru akıp gitmektedir; zorunlukla, bir başlangıçtan başlamış, zorun*lu bir 'mekanizma'nın işlemesiyle belirlenen aşamalardan geçerek, kaçınılmazca, biteceği sona doğru akmakladır. Bu akış içinde, eyleyenler ola*rak tek insanların yapabilecekleri tek şey, sürüklenmektir, Napolyon Bonaparte, "ata binmiş dünya-tini"dir. Tek tek kişiler bir yana, "halk'lar, "devlet"ler bile etkisizdir "dünya tarihi"nde; birer "öge"dirler yalnızca, önceden kurulmuş makinanın cıvataları, dişlileridirler olsa olsa. Akışın kendi*sinden başka herşey akışa kapılıp sürüklenir; akışın akması bile akışın "elinde" değildir; o. da, kaçınılmazca, akar. Böylece de, yapmak aldanmaktır, yaratmak oyuna gelmektir bu dünyada; çünkü ne yapacak birşey vardır, ne de yaratacak; herşeyi yapan, herşeyi yaratan, yaratmış olan birşey vardır — birşeyler yapmaya çalışmak, yaratmaya çalışmak, O'na alet olmaktır, Onun planının uygulayıcısı olmaktır.
Eylem olanaksızdır.
Eylemin olanaksız olduğu yerde de, özgürlük, boş bir lâftır. Oysa, yirmi üç yaşındaki devrimci öğrenci Georg, 1793 yılının 14 Temmuz'unda, Tübingen'de, Liberté'nin beşinci doğum gününü kutlamıştır, dost*ları Hölderlin ile, Schclling ile birlikte, diktikleri "özgürlük ağacı"nın çevresinde kol-kola şarkı söyleyip dans ederek.
Nasıl özgür olacak Georg— ne yapacak?
4.
"Aydınlanma" alacakaranlığa dönüşmektedir.
Krallarını, "Tanrı'nın yeryüzündeki gölgeleri"ni, devirerek içinde yaşayacakları aydınlık dünyayı kendileri ("sözleşme"yle) kurmaya girişmiş insanların göğünü, yıktıkları ile karşılaştırılamayacak büyüklükte gölgeleri olan bulut*lar kaplar. XIX. yüzyılın "Devlet"i oluşmaya başlamış; Kant'ın "aklı’yla "yaratıcı" insanı, elini-kolunu bağlayan "Tarih" akışına kapılmış sürüklenmektedir. İnsan edilgendir artık —kendi dışında, kendi 'katkı'sı olmaksızın oluşmuş bir gelişmenin, önceden belirlenen yöneliminin bir öğesi olmaktan öteye geçemeyen, nesnesidir. "Karanlık Çağlar"ın, kıyameti bekle*yen suskunluğu çökmektedir "İhtiyar Avrupa"nın üstüne.
Genç Hegel'e olduğu kadar yaşlı Kant'a da mutlu bir başlangıç gibi görünen, Avrupa'nın düşünen kafalarına bir özgürlük muştucusu gibi gelen 1789, günler geçtikçe, kafalar sepetlere yuvarlandıkça, garip, insanlık dışı bir görünüm alır. —Kant, "Ebedî Barış"ı sağlayacak ilkeler arasında, tek kişi yönetimlerinin kaldırılmasını, "federatif cumhuriyel'ierin kurulmasını öngörmüştü. Oysa, başarısız, kanlı "Cumhuriyetler"in peşinden gelen Napoleon, özgürlük yönetimlerini bütün Avrupa'ya yayma yoluna; Avrupa'nın özgür birliğini sağlama yoluna çıkmış gibiyken, kendini imparator ilan ettiriverir— Beethoven de "Eroica"nın başından siler onun adını, kağıdı yırtarcasına.
Yaşıtı Hegel'e sorsaydı, düşmezdi bu yanılgıya.
Tarih'in farkına varmaktadır Avrupa insanı ilk kez: Teklerin, karşısında güçsüz kaldıkları o gücün. "Kahramanlar" yoktur artık; ata biniliyorsa, Tin'dir orada eğerde oturan. Eylem, 'tarihe karışmış'tır artık. Prometheus övgücüsü Goethe bile, devletin 'müşaviri'dir artık; Kraliyet ailesi geçerken kenara çekilir, şapkasını çıkarır, selama durur —bir tek Beethoven kalmıştır kahra*manlık tutkusunu inatla sürdüren.
Dersini ilk alan ise Hegel'dir: Akıntıya karşı kürek çekilmez...
Büyük bir bıkkınlığın Evet'idir Hegel: Kabullenir.
Bütün Yeniçağ felsefesi bir karşı-çıkma, bir düzeltmeye-çalışma, bir "böyle-olmaması-gerekir" deme iken, Hegel uyar, ayak uydurur; "böyle işte, başka türlü de olamazdı zaten" der. Ortaçağ'ın 'tevekkül'ü, şu yorgun iyimserlik ile umutlu bezginlik karışımı tutumdur onunki —en alçak alçakgönüllülük ile en büyük burnu büyüklüğü biraraya getiren tutum:—
Elimden birşey gelmez; herşeyi yapan, herşeyi belirlemiş, herşeyden üstün bir güç var —ben neyim ki: "tozun tozcuğu"... Ama, O'na boyun eğer, O'nu iz*ler, O'nun hikmetine nüfuz edersem, herşeyi anlayabilir, herşeyi kavrayabilir, herşeyi bilebilirim.
Hiçbirşey yapamam, ama, herşeyi bilinçlendirebilirim.
Tek özgürlük olanağım, herşeyin nasıl belirlenmiş, nasıl zorunlu olduğunun bilincine ulaşmaktır: Tam özgürsüzlüğümün tam bilinci, tam özgürlüğümdür.
Ben, Georg Wühelm Friedrich, bir hiçim; ama, herşey olan Tin olabilirim aynı zamanda.
"En el hâk"...
5.
Seyircinin özgürlüğüdür bu.
Bunda ne var ki? denebilir —bir filozoftan sözedilmiyor mu zaten; felsefe de bir seyir (theorein/speculare) değil mi ki zaten?.
Evet öyle; ama felsefe özgürlükten söz ederken, söz ettiği yalnızca filozofun elde edebileceği bir özgürlükse, bir bozukluk olmalı bunda— felsefenin söylediği bütün insanlar için geçerli değilse, geçersizdir. (Descartes, "ego cogito, ergo sum" derken, bir"ego"izm sistemi geliştirmeye, yalnızca kendi va*roluşunun bilgisine ulaşmaya çalışmıyordu herhalde; ya da Wittgenstein, "Dünya, benim dünyamdır" derken, kendinden başka insanlara kapalı bir dünya kurmak değildi istediği...)
Oysa Hegel'in özgürlüğü, yalnız ve ancak Hegel'in özgürlüğüdür:
"Tin"in kendini açığa çıkarma süreci"nin bilgisi, bu bilgiye ulaşmışlar ile ulaşamamışlar arasında kökten bir fark yaratır. Bir anlamda, böyle bir bilen, işlerin 'aslını' bilir; bu da ancak onun bilgisidir; oysa öteki 'faniler', bilmeyen*ler, Tin'in oyuncağıdırlar yalnızca; bilinçsizce, onun planına alet olurlar, sürüklenirler. Üstelik, bu bilenin bilgisi de bunu gerektirir; bütün (öteki) in*sanların, (kendi dışında) bütün dünyanın böyle alet olmasını, sürüklenmesini gerektirir —onun bilinci, ötekilerin bilinçsizliği üzerine kuruludur. — Arena'da kan-ter içinde boğuşanları seyreden 'theoretikos', küçümseme-horgörme arası bir yükü olan bir tepeden-bakma içindedir, gladyatörlerin ölüm-kalım savaşımı gülünç gelir ona, palmiye yapraklarıyla yelpazelenerek üzümünü yerken....
(Şimdi, Hegel'in, 1806'da, geceleyin, odasında, Jena meydan savaşının top sesleri uzakta yankılanırken, Fenomenoloji'nin son, "Mutlak Bilme" bölümünü yazışını gözümüzün önüne getirebiliyoruz.)
Georg Wilhelm Friedrich, özgürlüğünü bulmuştur bulmasına; ama, sessizlik*le çevrili bir özgürlüktür bu —"... kavram, kendisini, özgür, dışsasallıktan kendi içine dönen bir varoluşla yüceltmiş, Tinin Bilimi'nde kendi özgürleşmesini kendisi tamamlamış ve kendi en yüksek kavramını Mantık Bilimi'nde bulmuştur" , ama bu Özgürlük yalnız komustur onu. Hem de, örneğin Zerdüşt'ün "Zeytin Dağı"ndaki yalnızlığı da değildir bu: sadece insan*ların 'üstünde', onları 'aşmış', onların 'ötesinde' bir yalnızlık değil, insanların silindiği, birer gölgeye, birer hayalete indirgendiği, belli-belirsiz biçimler, uçucu görünüşler olup çıktığı bir yalnızlıktır bu —çağdaş 'totalitarianizm'in babası olan Hegel (Popper) "çağdaş" toplumbilimin "toplum/birey" kavram*larının da babası oluyordu...
6.
Oysa Kant bambaşka bir yol açmıştı özgürlüğe: "Erdemli, ahlaklı, hatta bilge olmak için, bilime ve felsefeye ihtiyacımız yoktur" demişti.
Eylem özgürlüğüydü bu; seyircinin değil, yaşayan kişinin özgürlüğü; 'bilgi'ye değil, eyleme dayalı özgürlük...
Bunun yasası da, yaşayan, eyleyen kişiyi, insanlık topluluğuna sokan, ancak o topluluğun bir üyesi olmasıyla özgür kılan, ancak bütün insanlar için, on*larla birlikte gerçekleştirilebilecek bir yasadır.
7.
Peki, yok mu Hegel'in düşündüğü türden bir özgürlük olanağı? (Ona karşı çıkışımızın temeli, 'sürü'ye, 'yığınlar'a başvurma diye anlaşılmamalı; günümüzde otomatik bir eleştiri mekanizması olarak işletilen "antidemokratiklik", kendi başına, hiç de bir eleştiri değildir — "çağdaş" an*lamıyla "Herkese/eşit özgürlük" de çıkmaz bir yoldur.)
Var. (Üstelik de "çağdaş" düşünce özgürlüğü"nün bulanık kavramındaki "düşünce yayma serbestisi" katışığını ayıklarsak, geriye kalan; bir insan et*kinliğinin olanağıyla ilgili, özdür bu:—)
Düşünme özgürlüğüdür bu; yani kişinin kendi çabasıyla elde ettiği bir bağımsızlıktır. Bu elde etme için de Hegel'in "diyalektik gidiş"i gerçekten yolgösterici: Kişinin "dış" "belirlenimleri"nin "bilincine vararak", adım adım, bunları "olumsuzlayıp" "ortadan kaldırması", "kavramın kendi alanına" ulaşmaya çalışması— 'felsefî' kılıfından çıkarırsak: Belirli bir konuda düşünmesini, bir kanıya varmasını yanlılaştırıcı etkenleri (örneğin 'eğitim'inin verdiği bakış biçimini, ideolojik çıkar-savunma 'düşünce'lerini, v.b. — Nietzsche'nin deyimiyle "tek-yanlı beslenmesi"nin etkilerini, bilinçlendirerek, bunları belirleyerek, nerede, ne kadar, nereye kadar etkileri olduğunu görerek, -ayıklaması, bunlara karşı önlemler alması, böylelikle de düşünülecek konu*nun kendisi neyse, o konunun kendisine yönelmeye çalışması... (Böyle bir çaba, bir yandan felsefeyle uğraşmanın olanağını oluşturur, bir yandan da an*cak felsefeyle uğraşmak böyle bir olanağı kazandırır kişiye —bunun bazen ne denli güçlü bir kısır döngü olabildiğini, belirli bir 'okul'a, '-izm'e, 'bakış biçimi'ne saplanıp kalmış felsefecilere bakarak görmekkolay....)
Bu da bir ideal tabiî ki; bunu gerçekleştirmeye çalışma da "sonu gelmeyen bir yenilgi"dir ancak: yani, kişi hiç bir düşünce durağını son durak bellemiyorsa, dur-durak tanımadan kendisini hep yeni düşünme olanaklarına, yeni bakış biçimlerine açık tutma yönelimini elden bırakmıyorsa 'olanaklı'dır bu 'gerçekleşme' ancak —bu olanak, hiçbir zaman gerçekleşemeyeceği bilinci yoluyla gerçekleşebilir ancak.
Ya Hegel? —Tarih Felsefesi derslerine başlarken, "bu bütünü [tinin kendisini açığa çıkarma sürecinin bütünü olan "Dünya Tarihi"ni] ben biliyorum zaten" der— öğrencileri de öğreneceklerdir şimdi: "Ben zaten biliyorum" diyen filoz*of, felsefeye ihanet içindedir: Fenomonoloji'ye başlarken de amacının "felsefenin artık bilme sevgisi olmayı bir kenara bırakmasını ve gerçek bilme olmasını sağlamak" olduğunu söyler —"felsefe, bilim olmaya yükseltilecek"tir; bunun "çağı gelmiş"tir.
Ne denli 'çağdaş'tır Hegel...
Oysa Kant, "bilgiyi ortadan kaldırıp, inanca yer açmaya" çalışmıştı. —Bu inanç ise, Hegel'in öğrencilerinden iste(meye kalkışmadığını söyle)diği, "aklın herşeye egemen olduğu" inancı değil, kişinin kendisinin, eylemleriyle, dünyada birşeyler değiştirebileceğine, kendine koyduğu amaçları gerçekleştirebileceğine, birşeyleri başlatabileceğine, sürdürebileceğine, kalabi*leceğine inançtır, insan dünyasını kuranın "ün" değil, tek tek insanların (kişilerin) eylemleri olduğuna inanç.
Kant da ne denli 'çağ-dışı'...
10.
Hegel'in bu 'bilgi' temelli özgürlük anlayışına karşı çıkışıma şöyle karşı çıkılabilir:
Bilgiyi önemsiz sayan bir özgürlük anlayışı, sonunda kör eyleme varan bir yolaçmaz mı? Eylemimin sonuçlarını, etkilerini hesaplamadan, bilmeden ey*lemde bulunmak, bir yandan eylemimin başında yer aldığı neden-etki zinciri*nin, kendi —artık— belirleyemeyeceği bir biçimde başını alıp gitmesine daha başından izin vermekle, kendisini erdemsiz kılmaz mı?
Bu eleştiri, büyük çapta, Hegel etkileriyle olanaklı kılınmıştır çağımızda:-Dikkatli bakılırsa, bu sonuçlarını-hesaplama-mantığı sonuna kadar götürülünce, eylemin ortadan kalktığı görülür —her iki anlamda da: Hem, böyle bir hesaplamayı tam yapmaya kalkışan, hiçbir zaman eylemeye başlayamaz, çünkü bu hesaplamanın sonu gelmez (eylemimin/ etkileri nere*lere, ne kadar ulaşır —böyle bir 'bilme'nin sonu olamaz); hem de eyleme böyle, sonuçları-açısından-bakma-mantığı da, sonuna kadar götürülebilse, ey*lemde de bulunulabilse bile, böyle bir eylem, kendisinden önce ve sonra sürüp giden bir nedenler-etkiler dizisinin ortasında bir yerlerde sıkışıp kalır, hiçbir zaman eylem olamaz. Çünkü kendisini belirleyen "bilgi", bu önceki ve sonraki nedenlerin-sonuçların bilgisi olarak, eylemi ancak böyle bir çerçevede olanaklı görür; dolayısıyla da onu bu çerçevede olanaklı kılar —yani eylem olarak olanaksız...
Bu yüzden, eylem, bir noktada, ancak bilmeyi kırıp açabiliyorsa, onun sınırlarını aşabiliyorsa eylem olabilir, yani, birşeylerin başlatılarak gerçekleştirilmesi olabilir —yoksa, eyleyen, hazır, ortada zaten bulunan 'gerçeklerle 'başka-türlü-olamazlar'la sınırlanmış, boynunda 'olan'ın tasması, çapını 'bilgi' ipinin oluşturduğu bir çember içinde dönenip durur; öteye, 'başka-türlü-de-yapabilirim'e geçemez. (Dahası, bilginin kendisi için bile — yani yeni bilgi üreten araştırıcı için bile— bu ip boğucudur: 'Araştırma' kon*usunda en katı bir denemecilik/denetlemecilik görüşünü savunan Popper bile, bilginin ilk ortaya konuşunu —"bilimsel hipotezin kuruluşu"nu— "gözü-pek birtahmin"e/"neredeyse şiirsel bir sezgi"ye bağlar.)
11.
Hegel'in Kant karşısında ne denli geriye adım olduğunu görüyoruz şimdi:-
Kant'ın ortaya koyduğu özgürlük görüşü, bu bilme- eyleme karıştırmasını kaldıran, bilmeye de eylemeye de kendi alanlarını kazandıran bir görüştür; Bilme, özgürlüğün ancak olumsuz bir kavramına sahip olabilir —"kuramsal akıl için özgürlük ide'si sorunludur": Tek bilebildiğim, doğal olaylar dizisinde yer almayabilecek, başka türden bir nedenselliğe dayanabilecek bir eylemin ol*anaklı olduğudur; bu olanağın gerçekleşme koşullarını ise bilemem —bunlar ancak yaparak ortaya çıkarabileceğim koşullardır, (önceden) bilebilseydim bunları, zaten, özgür olamazdım.)
Ama, bu, ilk bakışta uçsuz-buçaksız görünebilecek olanaklılık alanı, aslında çok sıkı bir sınırlanmışlığın alanıdır: Dışarıya doğru sınırları yoktur — olanaklı eylemlerimsınırsızdır, ama, içeriden, belirli, tek bir eylemimi özgür (dolayısıyla erdemli) kılan koşullar kesindir, belirgindir— yasa konusudur.
"Yasa" ise temelde, şunu söyler: "Eyleminin belirleyicisi kendi kendine koy*duğun bir yasa ise, özgürsün" —yani yasa, kendi kendine yasa koyma ya*sasıdır. Yasa, "kendine yasa koy" der...
Buna yapılabilecek 'kısır döngü'lük, 'tautolojik'lik karşı çıkışları bir yana (on*ları gidermek kolay), şubizimbilgi-özgürlükçüsü hemen itiraz edecek yeniden: "Başına buyrukluk, gelişigüzellik, raslantısallık" diye.—
Hiç de değil: "Kendine yasa koy" diyen yasa, enüst düzeyde bir belirlenme is*ter eyleyenden (Kant, bunun, yani özgürlüğün, bir nedensellik çeşidi olduğunu söyler): Eylemimin ölçüsünü yasa kılan koşul —yani onun yasa olabilmesinin koşulu— o denli belirleyicidir ki, onu ya en kesin genel-geçerlik ve zorunlukla donatır, ya da bir hiç kılar.
Bir durumda yaptığımla, ancak ve ancak o yaptığım yapıldığında, her bir dur*um, her bir insan için zorunlu-geçerli olanı gerçekleştirebiliyorsam, özgürüm—bu da, kendime koyduğum bir yasaya boyun eğmemle aynı şeydir.
12.-
Bu düşünceyi anlamak hiç de kolay değil —hele biz XX. yüzyıl insanları; eylemin, "herşey yapabilirim" ile "hiçbir şey yapamam" uçları arasında hiçleşmiş, tepemize binen 'tarih'in altında ezilen, kısırlığımızı bol bol
tıkındığımız 'bilgi' lokmalarıyla erdem kılmaya çalışan biz 'çağdaş'lar için...
13.
Bunu kavramamıza belki Nietzsche yardımcı olabilir —bizim geleceğimizin çağdaşı olan Nictzsche:
"Kanla ya (p)ın; göreceksiniz ki kan, tindir.":-
Bir eylem gerçekten benim eylemimse; hiçkimse ile paylaşmadığım bir erde*min benim kendi erdemimin zorunlu bir sonucuysa; kendimi bir bütün olarak içine yerleştirebileceğim bir eylemse; ben, o eylemle,en çok kendim olanı gerçekleştirebiliyorsam—
—Kesmek zorundayız bu tümceyide: Kant'tan geçtik, Nielzsche'nin bile çağdaş olduğu yerlere, "yelken açılmamış denizler"e açılıyoruz —geriye, He*gel'in çağına, Kant'ın gerisine, "Karanlık Çağlar"a dönelim-------bugüne...
14.
Çağdaş insanın kafasına en açık gelen 'hakikat'lardan biri şu herhalde. Şimdi, geçmişin ürünüdür. Bugüne belirleyen dündür.
Tersini düşünsek —ya, bugünü belirleyen yarındır, desek; ya, şimdiyi gelecek belirler, desek?...
Çağdaş insanın kafasına (Hegel'e) en aykırı şeyi söylemiş olurduk...
15.
Oysa eylem, zorunlu olarak, gelecek-olanca belirlenir —bir eylemi eylem kılan, gerisindekiler değil, ilerisindekilerdir —amaçlardır eylem belirleyicileri, nedenler değil...
En yalın, en gündelik yapıp-etmelerde bile görülebilir bu: Acele acele yürüyen bir insanı çevirip sorun, "ne yapıyorsun?" diye -örneğin, "otobüse yetişeceğim" der: arkasından gelenler değildir onu 'belirleyen', önünde gidenler*dir; bir "ne-için"i vardır,bie "ne-den"i değil —bulunabilecek' neden'lerin 'etki'leri var sayıldığında bile, onlara, farklı yapıda, farklıvarlık tarzında nes*neler olarak, tamamıyla indirgenemeyecek niçinler kalır geriye yine de: Ar*kasından kovalayanlar bile olsa, bu kez örneğin kurtulmaktır istediği; kurtuluşa ulaşmak için koşmaktadır, korkudan dolayı koşuyor bile olsa.
Her eylem, bir yönelmedir —ileriye, yarına.
Eylemin tempusu, füturum 'dur.
İnsan, şimdide, geleceği yaşar, geçmişi değil.
16.
Hegel'in ne denli çağdaş olduğunu görebiliriz şimdi —ya da, çağımızın ne denli Hegel etkisi akında olduğunu—: Bu son söylediğimizi söylerken bile; bugünü geçmişle —çağı Hegel'le— açıklarken bile, aynı oyuna geliyoruz!—
Öyleyse, şöyle söyleyelim: Hegel her çağda çağdaştır. Bu söz bir iltifat ola*bilirdi; ama işi değiştiren şu nokta: Bir filozof, her çağda çağdaştır —tek bir çağ dışında: kendi çağı...
Her bir çağın filozofudur Hegel; bunun yolunu hazırlan -
Her çağın yaygın anlayışları, "dünya görüşleri", kendilerine 'modern' derler; 'eski' çağlara göre "ileri", "gelişmiş" görürler kendi çağlarını; 'eskilerin yanlışlarının düzeltildiği, ayıklandığı, onların ortaya koyduklarının biriktiği bir ortamda görürler kendilerini —"ileride" nasıl "daha ileri" olunabileceğine pek akılları ermez: Olsa olsa hep böyle sürebilir işler 'gelecek'te de; "daha iyi*si" olamaz ki. —Ya da, burada durulabilir artık, daha ileri gitmeye gerek yok*tur: Daha ilerisi olamaz zaten— " "Mutluluğu biz keşfettik' deyip, gözlerini kırpıştırırlar"...
Kendi gününün 'resmî filozofu' haline gelen [Popper'a bakılırsa, birçok görüşünü Prusya Dcvleti'ne yağ çekmek amacıyla ortaya koyan!] Hegel, böylelikle herbir çağın çağdaş filozofu olmuştur —çağdaşlığın filozofu.
Oysa filozoftan beklenen [daha doğrusu filozoflarda gördüğümüz], çağdışılığın adamı olmatır: Kendi çağına karşı biriktirdiği güçle yapar filozof yaptığını; bu da onu her bir çağda çağ-dışı, ama bütün çağlarda çağdaş kılar —bütün çağlarda çağdaş olmak, hiçbir çağın çağdaşı olmamaktır.
Hiçbir filozofun çağı yoktur; oysa her çağ, Hegel çağıdır.
17.
Temelde ise şu: Boyuna özgürlükten dem vuran Hegel'in, özgürlüğe inancı yoktur aslında: "yapıp-etme, törellik alanının huzurunu bozar"; "eylem suçtur".
Çünkü eylem, gerçekten özgür eylem olarak ortaya çıktığında, yeni birşey ka*tar dünyaya; daha önce bulunmayana yönelir, onu gerçekler. Bu 'dünya', insan dünyasıdır —aslında yeni birşey bile dememek gerekir: Bu dünya tümüyle böyle eylemlerin ürünüdür. Özgürce yaratılmış bir dünya..
Hegel'in ise böyle bir dünyaya inancı yoktur. "Aile", "halk", "devlet" gibi "genellikler" içinde yürüyen "törellik dünyası”, ancak "tekilliğe kadar varabi*lir, tikelliğe değil" —yani, kişi yoktur hesapta...
Oysa eylem kişi işidir; özgürlük ise "genelliğe karşı getirilmiş tikellektir" —bunu gayet iyi bilir Hegel, ama siler, suç ilan eder. [Bir tarihsel ayraç açalım: Hegel'e ilk karşı çıkanların, Schopcnhauer ile Kierkegaard'ın ona karşı kullandıkları silah da tam budur: "principium individuanis" ile "tek-olan", yani, kişi...]
18.
Bu da, dönüp dolaşıp değindiğimiz, Hegel'e karşı çıkmamızın 'en son' niçinine getiriyor bizi: Hegel, Gcorg Wilhelm Fricdrich olmasını silme çabası içindedir aslında; olanağını —belki de gerçekliğini— pekâlâ bildiği kişiyi silmesi, kendisini, kendi kişiliğini silme çabasıdır aslında. [Kita*plarında, adının altına "Kraliyet Mineraloji Derneği Üyesi" ibaresini koymak, nasıl bir benlik- tasarımının belirtisi sayılmalı acaba?!]
Filozofun kişiliğine dayanmayan, en azından ilk esinini, ilk kaygısını, çabasını, ilk kızgınlığını, öfkesini filozofun kişiliğinde bulmayan bir felsefe-görüşü —felsefe görüşü olarak yine de kaçınılmazca bu dayanmayı, bu bul*mayı içereceğinden— felsefenin yadsınmasının felsefesi olabilir ancak. Eylemsiz, kişisiz bir felsefe, filozofsuz felsefeye gelir dayanır: Kalemini güdecek bir "tin"e sığınan felsefe yazarı, artık, dinsel bir esin arayacak —ya da yazdıklarına böyle bir esinlenme görüntüsü verecek—, bilme işinin kendisi için, daha 'yüksek' bir 'bilen'in boyunduruğunu geçirecektir boynuna — filozoftan azize, ermişe doğru bir geçiş özleyecek...
"En el hâk" diyen, gizli öncül olarak, daha önce,' "ben ben değilim" demiştir...
19.
Hegelcilere, "en el Hegel" diyenlere gelince —onlar da Hegel'de bir okul üyeliği kimlik kartı için en uygun damgayı bulurlar: Hegel'in ağzıyla konuşan Tin olduğuna göre, Hegel'i yinelemek demek, Tin'i yinelemek, işin aslını, "hakikat"ı yinelemek, işin doğrusunu bilmek demektir—bu da He*gel'in sistemidir. Dünyanın işleyiş biçiminin temeline ulaştığı, evrenin merkezinde dikeldiği duygusuyla, artık, ne söylerse söylesin —"dialektik" "triad"ı nasıl kurarsa kursun— söylediklerinin doğru, "mutlak hakikat" ola*cağından emin, bir havari bilgiçliğiyle konuşur durur Hegelci...
Hegelci olmak, "ben, ben değilim" sonucuna ulaşmanın en rahat yoludur, so*rumluğu olmayan bir yetkililik....Birinci tekil şahıs özneyle başlayan tümcenin olumsuzlamalı yüklemi, sonsuz yargının kapladığı bitmek tükenmek bilmez 'kavram' alanında yayılır gider. [ Üstelik, "a, aynızamanda a-olmayandır" ilkesine uygunluğu da bu sonucun doğruluğunu güvence altına alıyor!]
Buradan da (Hegelci olsun olmasın), XX. yüzyılın yaygın profesyonel akade*mik felsefeci tipi çıkıyor ortaya; Ünlü profesörlerin, neredeyse tavşan üretme hızıyla projenitörlüğünü yaparak, kalçalarına vurduklarını yaldızlı 'titr' damgalarıyla üniversiter çayırlara salıverdikleri bu memeli türü; bu çift yutaklı dört işkembeli tek şırdanlı geviş-getirici... ['Ahlak' ölçülerini zorlamadan, su*sayım!...]
20.
Bir yer bulmak zorundayız Hegel'e yine de... Fiiozof saymadan edemeyiz onu.
—Şunu yapalım, öyleyse: Bir negatif-filozof sayalım onu; bir filozof-negatifi:-
Her filozofun bir "pullu cjdcr"i vardır —ona karşı çıkarak, onu yenmeye, yıkmaya çalışarak, kendi gücüne, kendi yüksekliğine ulaştığı bir kocaman gelenek, bir geçmiş saçmalıklar yığını, bir aptallıklar birikimi: İşte Hegel'i böyle bir gelenek, bir geçmiş, bir yığın sayarak, onun "filozoflar filozofu" sayılmasını bile haklı görebiliriz —felsefenin kendisi bakımından, kendi alanı için, karşı çıkılması, yenilmesi, yıkılması gereken birşeydir Hegel. On*suz edemeyiz; ona karşı yoğunlaştırılacak bir güç, felsefede gelişmenin kay*nağı olabilir bugün.
Her felsefe eğitimi Hegel'le başlamalı: Onu yıkmak, çürütmek için ki öğrenci, karşı çıkmayı, güçlü, kocaman yapılar yıkmayı öğrensin. Örnekse: Kierkegaaard, Schopcnhaucr, Marx: Üçü de Hegel'e karşı ulaşmışlardır kendi doruklarına —onu "tersine çevirerek"... Eninde sonunda da, geçmişte bozuk olan, karşı çıkmaya değer olan, düzeltilmesi gereken ne varsa, hepsini düzenli bir biçimde içinde toplayan, açıkça, boydan boya serinleyen bir sisteme, 'müteşekkir' bile olabiliriz.
Saygı bile duyabiliriz Hegel'e...

[Only Registered Users Can See Links. Click Here To Register] Not: Yazı boyunca tek tek söylenenlere ayrı ayrı gönderide bulunulmamaktadır."özgürlük" tematiğinin Hegel'deki gelişmesi çizilirken genellikle Fenomenolojıyi ve Tarih Felsefesi'ne dayanılmış, "özgürlüğün" "bilim sistemi" içindeki yeri için Mantık Bilimine başvurulmuştur. Kant için ilk iki Eleştiri; Popper için de (bilim bakımından) Araştırma Mantığı ile (Hegel bakımından) Açık Toplum ve Düşmanları'nın II. cildi ve Tarihselciligin Sefaleti yol göstericidir.
Hegel konusundaki düşüncelerimin oluşmasına, Tübingen Üniversitesi'nde Hegel seminer*lerine katıldığım K. Hartmann'ın —kendi hiç de onaylamayacağı bir yönde— bulunduğu ' kalkıları burada anmak isterim.
Bu yazı 1978 yılı sonlarında tamamlanmıştı; sonradan, Alexandre Kojeve'in Hegel "Okuması" ile tanıştım. Ne yazık, bu "Okuma'nın, burada geliştirilmeye çalışılan eleştiri için taşıyabileceği önem, yazıda hesaba katılamamıştır. (Yine de, bu konuda, Defter'in bu sayısında yayımlanan "Efendi-Köle Dialektiği" başlıklı çeviride yer alan Kojeve metnine bakılabilir.)
__________________
"Yalnızca iki sınıf vardır, işçi sınıfı ve burjuvazi, ve her kim bunlardan birinden yana değilse, ötekinden yanadır."
Phoenix isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla
Cevapla
Anahtar Kelimeler: , ,


Bookmarks

Tags
aruoba, hegel, hegelin ozgurlugu, hegelln, oruç, oruç aruoba, ÖzgÜrlÜĞÜ


Konuyu Toplam 1 Üye okuyor. (0 Kayıtlı üye ve 1 Misafir)
 
Seçenekler Arama
Stil

Yetkileriniz
You may not post new threads
You may not post replies
You may not post attachments
You may not edit your posts

BB code is Açık
Smileler Açık
[IMG] Kodları Açık
HTML-KodlarıKapalı

Gitmek istediğiniz klasörü seçiniz


Bütün Zaman Ayarları WEZ +4 olarak düzenlenmiştir. Şu Anki Saat: 04:01 AM .


Powered by www.KingofCyber.com
vBulletin® Version 3.8.4 Copyright ©2000 - 2009, Jelsoft Enterprises Ltd.
Listed on the vBulletin Directory
Web Stats
Dost Siteler
[Mizika] [Lida] [Medyum] [Zulfikar]
1 3 5 6 14 15 16 17 18 19 21 22 23 24 25 27 28 29 30 31 33 34 35 40 42 43 44 45 51 52 53 54 55 56 57 58 59 60 61 62 63 64 65 66 67 71 72 73 74 75 76 77 78 79 80 81 82 83 85 87 88 90 92 93 94 95 96 97 98 100 101 102 103 104 105 106 107 108 113 114 115 117 118 119 120 121 122 123 124 125 126 127 128 129 132 133 134 135 136 138 140 141 142 144 145 146 147 148 149 150 151 153 154 155 156 158 159 160 161 163 165 166 167 168 169 170 171 172 173 174 175 176 179 180 183 184 185 188 189 190 191 192 193 194 195 197 198 199 205 206 208 209 224 225 226 229 230 231 232 233 234 235 236 239 240 241 242 243 244 245 246 247 248 249 250 251 252 253 254 255 256 257 258 259 260 261 262 263 264 265 266 267 268 269 271 272 273 274 275 276 277 278 279 280 281 282 286 287 288 289 290 291 292 293 294 295 296 297 298 299 300 301 303 313 314 315 316 317 321 322 323 324 325 327 328 329 330 331 332 333 334 335 336 337 338 339 340 341 342 343 345 346 347 348 349 350 351 352 353 354 355 356 357 358 359 360 361 362 363 364 365 368 369 370 371 372 373 374 375 376 377 378 380 382 384 386 388 389 390 394 395 396 397 398 399 400 401 402 403 404 405 406 408 410 411 413 414 415 416 417 418 419 420 425 426 427 429 430 435 436 437 438 441 442 443 444 445 446 449 450 453 454 455 456 459 460 461 462 463 465 469 471 474 475 477 479 480 481 482 484 485 486 493 501 502 503 504 505 508 510 512 513 514 515 516 517 518 519 520 521 522 523 524 525 526 527 528 529 530 531 532 533 534 540 541 542 545 546 547 548 549 551 552 553 554 555 556 557 558 559 560 561 562 563 564 565 566 567 568 569 570 571 572 573 574 575 576 577 578 579 580 581 582 583 584 585 586 587 588 589 591 592 593 594 595 596 597 598 599 600 601 602 603 604 605